°•.Simuzer .•°'s profileHazırlanınız!PhotosBlogListsMore Tools Help

Hazırlanınız!

Başka daimi bir memlekete gideceksiniz.öyle bir memleket ki bu memleket ona nisbeten bir zindan hükmündedir.

°•.Simuzer .•°

Hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayatta ki saadet,yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur.Yoksa dünyevi bir lezzette çok elemler var.Bir üzüm tanesi yedirir,on tokat vurur gibi hayatın lezzetini kaçırır..
   

Calendar

Loading...

Custom HTML

Camiler

 
 selahaddin_kocaaslan_ile_hoş_sada

Photo 1 of 88
blog listelerim(2)
June 28

Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman...


 
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.


Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Bahaeddin KARAKOÇ
 
 

"İthaftır"...


"Bir Hoş Seda Kalsın Ardımızda"...Gülümseme
 
(yazıyı ana sayfada  Media Playereşliğinde okumanızı tavsiye ederim.)
 
 
June 10

Hayata ölümle, ölüme hayatla karşılamak

                                                  

 

Hayat bazen öyle sıkar ki iyi ki ölüm var dedirtir, geçiciliği şükrettirir...
 Geçmemiş olsa zaman, gamlar bu zayıf belle nasıl taşınır?
 
Acz ne kadar büyük insanda, fakr ne kadar da belirgin benliğinde…
 

Ne isteklerini elde edebiliyor, ne de elinde olanı tutabiliyor;

 boşluğun rüzgârlarında mecalsiz ve cansız savruluyor…

Fehim perdeleri aralanıyor; bir şey olmamaktansa “hiç” olmak da bir şeydir…

Hiçliğin varlığına erişmek hiç de kolay değil, kesret sularda boğulmuş biz “ben”ler için…

 Buz parçası erimesin diye kırk dereden kırk yıl su getiriyoruz; teviller,

 tasannular, kasıntılar, gösterişler, şirk alut riyakârlıklar…

Konuşmalar kemalsiz, kelimeler izansız, nazarlar fikirsiz, izahlar sığ, bakışlar bayağı…

Medeniyetten istifa eden ve “beni dünyaya, çağırma ben onda fena buldum” diyen

 Bediüzzaman hayatı ölümle, ölüme hayatla meydan okumuş…

 Dünyanın fena yüzüyle bir bağı, medeniyetin fantezileriyle bir alakası yok ki onlar ona zarar versin…

Kıyafeti, hali, tavırları, tavizsizliği, fikirleri, hürriyet aşkı, hizmet şevki;

ölümle hayat arasındaki ince perdeyi kaldıran iman derinliğine sahip olmasından…

Ölüme bir nefes kadar, hayata bir ömür kadar yakın…

Sıkıntıların katmer katmer indiği demlerde,

eğer ahirete iman olmasaydı hayattan çoktan istifa etmiştik manasında konuşur…

Ondan başka dayanak, ondan başka sığınak,

ondan başka teselli edecek bir melce ve mence bilmediğinden yine imana koşmuş,

yine imana çalışmış, imansızlığı en büyük yanılgı ve yangın saymış…

Dünyaya doludizgin koşulduğu, medeniyetten istifa değil istifadede yarışıldığı,

bulanık sularda bayağılaşıyor, bocalıyor, boğuluyoruz…

Başımızı kaldırıp düne ve yarına bakabilme basiretini bulamıyoruz, kapıldığımız gaflet rüzgârlarda…

Sıksa da sıkıntılar, hayatla ölüm arasında tercih edecek kadar kendini hür hissedebilmek,

iki an arasında salınabilme genişliğine erişebilmek, geçicilikte gerçeği görmek,

Yunus gibi “Biz bu dünyadan gider olduk, kalanlara selam olsun” diyecek kadar sekine sahibi olmak;

dünyanın fena yüzünden kaçabilecek,

zalim ve aldatıcı medeniyetten istifa ettirecek kadar iman zenginliğine sahip olmaktan geçer…

 Bunu elde etmeyi dert edineni, bir imani meselenin inkişafı dünya ve içindekilerinden daha sevimli gelir…

Ne kadar sevilesi, ne kadar rahat bir hayat, ne kadar ünsiyetli bir ölüm,

 ne kadar yaşanılası bir ömür bu, böylesi inkişaflarla geçen…

 Kaybettiğimiz yitiğimiz; karanlık dünyanın,

kirli medeniyetin kahredici ve kandırıcı kapılarını aşındırmakta değil, zerreden yıldızlara,

en küçük hadiseden en büyük hadiseye, her halde imana menfezler açabilmekte,

hayatı o hal ile yaşayıp o hal ile ölüme gülerek yürümekte…

Sağ salim ölüp, sağ salim dirilmek; sağlığında nefesleri imanla alıp verebilmekte…

 Yoksa dertler, sıkar da sıkar, nefes alamayacak duruma getirtir…

Gel ey nefis, Rahman’a olan imanını tazele,

Resul-i Ekrem’e olan biatını yenile;

 ne dertler, ne dünya, seni yıkamaz inşallah.

June 05

LA TEHZEN!



“La Tehzen! İnnellahe meena!” (1)
Neden üzüleceksin ve niçin ümitsiz düşeceksin? Allah bizimle değil mi?.. Bu koca kâinatı sevk ve idare eden, mutlak güç ve otorite sahibi olan, bir emriyle dilediğini yoktan var edip vardan da yok eden bir Zat’ın dostluğunu kazanmaya çalışan birisine ümitsizlik kapıları sonsuza kadar kilitli olmalı değil mi? Hüzün uzak olsun senden, gevşeklik olmasın lügatinde ve kalbine ümitsizlik damıtan bütün kanallar kapalı olsun. Mü’minsen eğer, bil ki Allah bizimledir!
Nice zorluklar çıkacaktır karşına bu imtihan dünyasında. Sana tebessüm eden dost bir yüze hasret kaldığın olmadı mı hiç? Öyle bir gün düşün ki, onca genişliğine rağmen bir fincan dibi kadar daralacaktır sana yeryüzü. Önünden, arkandan, sağ ve solundan taarruz edecek düşmanlar sana… Nefis ve şeytanın baskı ve tazyikleri altında ezildikçe ezileceksin. Sorular üşüşecek kafanda, belki de şüphelere kapı aralayacak kalbin. Daraldıkça daralacaksın, ama sakın bırakma kendini. Sakın ümitsizliğe düşme. Hele elini gözüne siper et de ufka bir bak! Allah’ın apaçık yardımı gözle görülecek, elle dokunulacak kadar yakınında. Üzülme, gevşeme, sevin, kalbin ümitten hali olmasın… Mü’minsen eğer, bil ki Allah bizimledir!
Gittiğin yerde yalanlanabileceğini göz ardı etmemelisin. Alay edecekler, ardından kaş-göz işareti yapacaklar. Sana deli diyecekler, mürteci yaftası vuracaklar. ‘Sofik’ deyip insanlar içinde küçültmeye, seni değersiz göstermeye çalışacaklar. Daha da ileri gidip ‘Terörist’ muamelesi görecek, kurtarmaya çalıştığın insanlar tarafından eza göreceksin. Göreceğin cefa ve sıkıntılar bir yana, insanların göz göre göre şeytanın adımlarını takip etmeleri seni üzecek, belki de ümitsizliğe meyledecek, hatta beddua silahına sarılmaya davranacaksın. Sakın ha, acele etme! Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın Taifteki halini, başından akan kanların çizmelerini doldurduğu anı düşün. Sen de Önder’in Aleyhisselatu Vesselam gibi umut içinde; “(Hayır) Allah'ın, onların soylarından Allah'a ibadet edecek kimseler çıkaracağını ümid ediyorum” dediği gibi söyle. Dağlar meleği sana gelmeyecek belki, ama Allah’ın seni doğrulatması yakındır. Sıkıntıların tahammül sınırlarını aşmışsa bile, sakın üzülme, gevşeme, ümitsiz düşme. Allah’ın yardımı geldi-gelecek. Mü’minsen eğer, bil ki Allah bizimledir!
İnancına göre giyindiğin, başını örttüğün ya da sakal bıraktığın için okumana izin vermeyecekler. Laisizm dininin kutsal mabed yerleri olan kamusal alanlara alınmayacaksın. Her gün biraz daha dışlanacaksın toplumsal hayattan. Tecrid edileceksin, hastanelere bile alınmayacaksın kimi zaman. Sokaklarda bile örtünmeyi yasaklayacaklar sana. Seni alıştıra alıştıra inancına göre yaşamayı imkânsız hale getirecek, ardından ümidini, şevkini, heyecanını, direnişini, azmini kırmaya çalışacaklar. Koca dünyayı zindana çevirecekler senin için. Nefes alamaz hale geleceksin. Sakın bırakma kendini, teslim olma. İnancı uğruna ateş çukurlarına atılanları, etleri demir taraklarla tarananları, başları testereyle kesilenleri düşün. Zafer ve yardımın direnişte olduğunu unutma. Hiçbir zorluk seni üzmesin, gevşetmesin, ümitsizliğe düşürmesin. Mü’minsen eğer, bil ki Allah bizimledir!
Aile ve akrabaların sana sırt çevirirse, şaşırma! Sırf Allah’a çağırdığın, O’ndan başka ilah ve hüküm koyucu tanımadığın için işinden kovulabilirsin. İşyerin varsa, senden alış-verişi kesebilirler. Malların talan edilip evin yağmalanabilir. Ekonomik ambargolara maruz kalıp ölüme mahkûm edilebilirsin. Çocukların, açlık ve hastalığın pençesinde can çekişirken, gözyaşları içinde dua silahına sarılmaktan başka yapacak bir şeyin olmayacağı günleri yaşayabileceğini unutma. Başına gelen veya gelecek olan her şeyin ancak Allah’ın dilemesiyle olabileceğini aklından çıkarma. Sabret! Zorluğun içindeki kolaylığı muhakkak görürsün. Her zorluk geçicidir ve sonrasında rahatlık vardır. Bu yüzden başına gelenlere üzülme, gevşeme, yılgınlığa düşme ve ümitsiz olma. Mü’minsen eğer, bil ki Allah bizimledir!
Bulunduğun köyde, kasabada, şehirde nefes alamayacak kadar daralacak, Allah’ın rahmetini umarak yabancı diyarlara göçeceksin. Sevdiklerini, ana-babanı, kardeşlerini, hatta çoluk-çocuğunu geride bırakarak garip bir muhacerati tercih etmek zorunda kalacaksın. Gittiğin yerde de saklanacak, düşmanların şerrinden sakınmak için bir ceylan ürkekliğinde yaşayacaksın. Bayramlarda; gözlerin yaşlı, yüreğin buruk bir şekilde insanların mutluluğuna gıpta edeceksin. Uzak diyarlarda; sıla acısı ve sevdiklerinin özlemi yakacak içini. Gün gelir, ailenden birinin vefatını duyarsın da, taziyesine gidememenin acısı kemirir yüreğini. Öylesine bir yalnızlık, öylesine bir özlem ve öylesine bir hasret çekersin ki, dayanacak gücün kalmaz. ‘Nereden incelmişse, oradan kopsun’ deyip geri dönme isteğin, mantığına galip gelmeye başlarsa; vazifeni, yapmakla sorumlu olduğun görevlerin kutsallığını düşün. Allah yolunda hicret edenlerin, O’nun katındaki büyük derecelerini tefekkür et. Muhacir olmakla, kurtuluş ve mutluluğa erenlerden olduğunu unutma. Bu müjdenin muhatabı olan biri olarak sakın üzülme, gevşeme, sabırsızlanma, ümitsiz olma. Mü’minsen eğer, bil ki Allah bizimledir!
Zindanlar çıkacak önüne. Uzun gözaltılar, sorgu ve işkencelerin ardından zindan kapıları açılacak sana. Müslümanca yaşamayı suç saydıkları için, anayasayı değiştirmeye teşebbüsten idamla yargılanacaksın. Yıllar geçer, ama sen zindanda kalmaya devam edersin. Dışarıda bıraktığın kardeşlerin büyümüş, çocukların tanıyamayacağın yaşa gelmiş, yaşlı anne-baban biraz da hasretin etkisiyle daha bir çabuk yaşlanıp vefat etmiştir, ama senin zindan hayatın devam edip durmaktadır. Aynaya baktığında, her gün biraz daha yaşlandığını, gençliğinin elinden kayıp gittiğini görüp üzülürsün. Allah’tan başka umut bağladığın her şeyin birer birer yok olduğunu ibretle görürsün. Zindanın yalnızlığı, tecridi, her açıdan zorluğu sabrını zorlamaya, tahammül sınırlarını törpülemeye, bu açıdan imtihanı zorlaştırmaya devam eder. Allah’tan başka hiçbir dayanağının, hiçbir sığınağının kalmadığını; O’ndan başka seni duyan, seni gören, halini bilen kimsenin olmadığını hissedersin. İşte o an, Allah’ın yardımını bekle. Hz. Yusuf’a zindan kapılarını açıp onu vezirliğe yükseltmek için bir rüyayı vesile kılan Rabbim, sana da katından bir vesile yaratacaktır. O, ‘Kün’ emrinin sahibi değil mi? O halde üzülme, gevşeme, sabrını yitirme, kendini bırakma, ümitsiz olma. Mü’minsen eğer, bil ki Allah bizimledir!
Bunlarla da yetinmeyip canına kast edecekler senin. Her duanda istediğin, adeta kovaladığın, buram buram bir özlemle hasretini çektiğin Allah yolundaki bir ölümü sana tattırmak için, ellerinden geleni yapacaklar. Vaden dolmadan, alacağın nefesler bitmeden, saatin gelmeden sana zarar veremeyecekler, ama onlar bunu bilmeden, hayatına son vermek için planlar yapacaklar. Sonunda, Rabbin seni katına almayı dilediğinde, bir gül bahçesine girmenin sürur ve sevinciyle şehadet şerbetini içeceksin. Düşmanların, senden kurtulduğunu zannederek sevinecekler, ama sen bir ölüp bin dirileceksin. Kanının her damlası, bir hidayet meltemi gibi dolaşacak insanlar arasında. Senin hayatında mağlubiyet olmayacak asla. Sen, iki güzelden birine namzetsin. Bu yüzden üzülme, gevşeme, ümitsiz olma. Mü’minsen eğer, bil ki Allah bizimledir!
Zalimlerin zulmüne, tağutların tuğyanına, kâfirlerin küfrüne, münafıkların nifakına ve bunların İslam’a ve Müslümanlara düşmanlıkta elbirliği, gönül birliği, fikir birliği etmelerine bakıp üzülme, ümitsiz olma. Allah’a dayan ve O’na sığın. O’nun dostluğu her derde deva, her hastalığa şifa, her sıkıntıya dermandır. O, kendisine inanan kullarını yalnız ve yardımsız bırakmaz. Peygamberlerini ve beraberindeki mü’minleri mucizeleriyle destekleyip düşmanlarından kurtardığı ve düşmanlarını hor ve hakir bir helâke sürüklediği gibi, sana da hiç beklemediğin anda yardımını gönderecek, seni Rahmet dairesine alacak ve sen hoşnut olacaksın. Biraz daha sabret, biraz daha dayan. Emin ol ki, Allah’ın yardımı bir şafak kadar yakındır sana. O halde üzülme, gevşeme, ümitsiz olma. Mü’minsen eğer, bil ki Allah bizimledir!

(1) Üzülme, Allah bizimle beraberdir. (Al-i İmran Suresi, 40, Ayetten)

Naşit TUTAR
June 04

GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR

 


Birilerinin eleştiri yaptığını, birilerinin de eleştiriye maruz kaldığını sık sık görürüz. Acaba insanlar niçin eleştiri yapar? Eleştirinin faydaları var mıdır? Eleştirinin arkasındaki gerçek sebepler nelerdir? Eleştiri nasıl yapılmalıdır? Uzayan bu sorular yumağının ayrı ayrı cevapları var elbette.
İlişkilerin daha iyi hale gelmesi için hataların fark edilip usulünce söylenmesi yararlıdır. Ancak eleştirideki ifade şeklinin başkasına zarar vermemesi ve iyi niyetli olması gerekir. Bu şekilde yapılan eleştirilerde, yanlışı düzeltme gayesi vardır.
Menfi eleştiriye kilitlenenler, giderek her şeyde bir kusur arama tavrına bürünürler. Bu tür eleştirinin bir alışkanlık olarak yapıldığı sık görülür.
Genelde yıkıcı eleştirinin gerisinde hissi ve nefsi sebepler yatar. Rekabet, kıskançlık ve çekememezlik de kişiyi sürekli eleştiriyi yapmaya sürükler. Bu gibi durumlarda eleştiriye konu olan husus düzeltme gayesi ve iyi niyetli olmadığı için, iki taraf da bundan zarar görür. Hele bir de eleştirinin yeri, zamanı, dozu ve üslubu ayarlanmadığı zaman tahribatın büyüklüğü daha da artar.
Ferdiyetçiliğin bir maharet gibi algılandığı günümüzde, enaniyet ve benlik aşırı derecede ön planda tutulmuştur. Haliyle “var olmak için yok etme” veya “en başarılı olma” mülahazasıyla diğerleri geçilmeye çalışılıyor, yıkıcı bir üslupla eleştiriliyor ve şahsi çıkarlar korunuyor.
Eleştirilerde “kendini karşıdakinin yerine koyma/empati” eksikliği vardır, karşıdakinin ruh haleti pek düşünülmez. Eleştiriye odaklananlarda, sürekli eksik tarafı bulma durumu söz konusudur. Ve genelde eleştiri yapanın zihninde “ben daha iyi bilirim, daha iyi yaparım” düşüncesi yatar. Bu yaklaşımla başkasının yanlış veya eksik taraflarını bulmaya çalışır. Böylece karşıdakinden daha iyi bildiğini kendince ispat etmiş olur.
Söylenen her sözün karşı tarafta bir yansıması vardır. Bu yansıma olumlu veya olumsuz olabilir. Bir kimse değerlendirme yapmadan önce, neyi niçin eleştirdiğini ve bunun sonucunda doğacak fayda - zararı hesaba katmalıdır. Olumlu üslubu yakalamadığı değerlendirmelerinde karşı tarafa zarar verebileceğini unutmamalı.
Eleştiri, daha ziyade eleştirilen tarafta kırgınlığa yol açar; bu da kişilerin zamanla birbirinden uzaklaşmasına sebep olur. Her şeyi yıkıcı bir şekilde eleştiren kişilerin, akrabaları arasında bile yalnız kaldıkları görülmüştür. Kimse o kişiye bir şey anlatamaz hale gelir; çünkü karşılığında sürekli olumsuz değerlendirme görmektedir.
Eleştiri, karşı tarafın cesaretinin azalarak pasifleşmesine ve yahut hiddetlenmesine sebep olur. Sürekli olumsuz söz işitenlerde, eleştiri korkusu ile cesaretsizlik başlar. Eleştirilen kişinin içten içe öfkesi duyması halinde de aradaki ilişki ve münasebet bozulur.
Bir şahsın veya camianın, birçok güzel tarafı olduğu halde sadece hatalı ve yanlış yönlerini ortaya çıkarma çabasına girmek hakkaniyet ve adaletle açıklanamaz. Eleştirilen tarafın güzel taraflarının fark edilmemesi, ondaki güzelliklerin azalmasına sebep olur. Bir bahçede onca güzel çiçek varken bir kaç yabani ota takılmak insaf olmasa gerek.
Değerlendirme ve yorumlarımızda niyetimiz ve tercih ettiğimiz üslûp çok önemlidir. Karşı tarafın, yaptığımız eleştirilerden istifade etmesinde en önemli unsur niyetimizdir. Lisan-ı halimizle ve konuya yaklaşımımızla iyi niyetimizi hissettirmeli, karşıdakinin bize tavır almasına sebep olacak söz ve davranışlardan kaçınmalıyız.
Eleştiri nazik bir üslûpla yapılmalı. Bu şekilde hem yapıcı ve müsbet davranmış oluruz hem de karşı tarafın alıcılarının açılmasına ve görüşlerimizden istifade etmesine zemin hazırlarız. Niyetimizin ve üslubumuzun iyi olmadığı eleştirilerde ise, hem bizden uzaklaşmasına hem de görüşlerimize karşı alıcılarını kapatmasına sebep oluruz. Ekip halinde çalışanların, arkadaşlarını eleştirmekten sakınması lazım. Eleştiren kişi, başkalarının da eleştiriye başlamasına kapı açar; dedikodu ve gıybetin artışına sebep olur. Bu durumda; beraber çalışma ruhu zedelenir. Kişiler sürekli birbirlerinin hatalarını görmeye başlar. Kardeşlik ve arkadaşlık zarar görür. Oysaki ihlâsın bir düsturu da: “Hizmet-i Kur’aniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfûruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemektir...” (1)
Her şeyi eleştirmek, her şeye itiraz etmek bir yıkma ameliyesidir. İnsan bir şeyi beğenmiyorsa daha iyisini yapmaya azmetmeli. Herkes iyi biliyor ki, yıkmaktan viraneler; yapmaktan mamureler meydana gelir.
Sonuç olarak; eleştiriyi meslek edinenler, kendilerini de nefis muhasebesine tabi tutmalıdır. Hep başkalarını eleştirenler, kendi hataları konusunda da aynı hassasiyeti göstermeleri gerekir.
Yapıcı olmak ve güzeli takdir etmek, her zaman övülen bir davranıştır. “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır” ifadesi bizler için mihenk taşıdır. Hayatımıza bakışımızı buna göre ayarladığımızda, hem kalp kırmamış hem de müsbet davranmış oluruz.

1-Lemalar
Hasan Kutulman

May 19

Tûfan’dan sonradır hayat!

Tûfan’dan sonradır hayat! 

…tufandan önce…

içimizde serzenişler mi olur, “yâr” dediğimize karşı..teslim olamamışlık mı,
bu fırtınanın sebebi. sular kabarıyor; yüreğimiz nûh’un imarını bekliyor .

ey  içimizdeki umman, ey yüreğim, bir cûdi var ilerde; biraz sabır..

ilerde bir yeni nesille doğacağız aşk’a, aşk’ı doğuracağız belki de…


 …ve..tufan…

ve hayat’ı diliyoruz yâr’dan;

bir fısıltı sol yanımızdan
;

hayat, ilimle çağrılır….”

h i ç….


hayat….

bir arayış; bir var’da yok oluşun adı. bir teselli vesilesi,âlemde ayaklar üzerinde yürüyebilmek için; bir arayış gerçeği. hay olan’a meyledişin adı. hayat, iki tarih arasında kısacık çizginin adı görünürde. bir dirilik sevdası oysa, bir sevdada dirilme gayreti. can’a yakınlaşma gayretinin adı; aşkın, ALLAH’ın rengine boyanma gayretinin adı. hayat, birlikte hayat’a erdiğine yakışma sevdasının adıdır.
 
ilim….

hayatı can’a  yakışır şekilde yaşama metodu. korkunun ve umudun sûretini çizen bir el. ilim ki, murtazâ olabilmenin gereklerini yaşamın içinden süzüp sunar bize. ilim ki, cehaletin çölünde susuzluğunun adını dahi bilmeyene bir su damlası. ilim ki, kuyusunun farkında olmayan yûsuflara uzanan bir el, bir yakup niyazı kuyudakilere…ilim ki, can’ın vasfını konu alıp, canın sûretini satırların ardına çizendir. ilim, yüreğin dostu; ilim,  yüreğin var’a hiç’liği hal edinerek varacağını anlatan bir sadık dost. ilim ki, bir umman; esma’nın zahiriyle  süslenmiş. kula acziyetiyle diz çöküşü emreden bir amir. ilim ki aşk’ın talimi onun gölgesinde şekillenir, rengini bulur..

ilim ki, kendimizi okuduğumuz vakit söze dokunanlar…

çağırmak…

yüreğin, yar’la konuşmasıdır. lisanın dua oluşu, halini ancak o’na arz edip, o’na yönelmenin fiiliyata geçmiş hali.geceyi bir seslenişe şahit kılmak yani. sükutun, arş’ı taşıyan melekleri istiğfâra davet etmesi. arşın, arzdakiler için selâma durması için arzdakilerin her dem arzın ve arşın sahibine yönelişi…

çağırmak, içeriye çağrılmak için her vakt-i seherde ona el açmaktır, bilinmek isteyen’e…

ve…tûfan ancak ilimle geçilir; tûfandan sonra hayat’a ancak ilimle erilir…cûdi, insanın kendisidir aslında; tûfandan sonraki nesil de aşkın imar ettiği bir yüreğin halleridir. hayat ki, hiçliği özümsemekle varılan nokta….
 

tufandan sonra hayat bahşedecek olan öğretir duayı;

“ve de ki; “rabbim! beni mübarek bir menzile indir. sen konuklatanların en hayırlısısın.”*

bir emir gelir âlemin amirinden;

”ey yeryüzü suyunu yut! ey gökyüzü sen de suyunu kes!”**


 
ve tufandan sonra’dır artık söylenen sözlerin zamanı…

..”hayat, ilimle çağrılır….”

ve hayat, “h i ç”
olmaktır; bunu kabullenmek….

nokta!

 

Sare Nokta
 
 

 

  ◄█ ██▓▒ஐღBERCESTEஐ◄█ █▓▒»
    Resme..Tıklayınız…   
            Sevmek’le yok olmak değil, Sevgi’yle var olmak istiyorum… 
 
 

Resme..Tıklayınız…

 resme tıklayınız..

berceste space gitmek için tıklayınız
 

 

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
ahmed akwrote:

Allah (c.c) için Sevmeyi Anlat Ey Dost!

 


 

Hikmet Dost... Susması tefekkür konuşması hikmet Dost...

Haydi, bu gece anlat bana dost... her şeyi anlat.... O'na ulaşanları anlat...

İlk insandan başlayalım ey dost...!

Cennetin ilk insanı Âdem’i anlat bana...

Kabenin mimarı İbrahim'i anlat...

Bıçak altına korkusuzca yatan İsmail'i anlat...

Balığın karnındaki Yunus'u, Gemisine binen Nuh'u anlat...

Musibete sabreden Eyüp’ü anlat...

Dünyalar güzeli Yusuf'u anlat...

İffetin timsali Meryem'i ve onun temiz oğlu İsa'yı anlat...

O'nu... Âlemlere rahmet olarak gönderileni... Hz Peygamberi anlat bana...

O'na eş olmakla şereflenen Hatice'yi anlat...

Mağaradaki ikinin ikincisi Ebu Bekir'i anlat...

Mağaradaki güvercin ve örümceği anlat...

Şecaat timsali Ömer'i, hayâ timsali Osman'ı, ilmin kapısı Ali'yi anlat...

Hepsi ayrı birer yıldız sahabeleri anlat bana...

Görmeden sevmenin ekolü olan Veysel Karani'yi anlat…

Göç eden Muhaciri ve onları karşılayan Ensarı anlat...

Anlat bana ey dost....

Sen hiç susmamacasına anlat...

Ben hiç konuşmamacasına dinleyeyim...

Leyla'dan Mevla'yı bulan Mecnun'u...

Mecnun'u Mevla'ya ulaştıran Leyla'yı anlat...

Sabretmeyi anlat... Şükretmeyi anlat... Zikretmeyi anlat..
.
ALLAH
için sevmeyi ALLAH
için sevilmeyi anlat bana…

Ve ey dost O'(c.c)nu anlat bana.... O'nu anlat....

Ey susması tefekkür konuşması hikmet dost...


Anlat bana ey dost.... ANLAT

Sen hiç susmamacasına anlat...

Ben hiç konuşmamacasına dinleyeyim...


 selam ve dua ile hacı aneycanKırmızı gül

20 hours ago
 



 

Yokluğunun hüznünde... Ayaklandı kâfirler... Gel ey Sultanim...
Sen varken dil uzatamazlardı ne Rabbimize ne de dinimiz İslâm'a.
Simdi kudurdular, beter oldular. Rabbimizi inkâr ediyorlar.
Hâlâ İslâm'a çamur atıyorlar. Ve biliyor musun ey Allah'ın Resulü,

elbette görüyorsundur: Simdi de sana hakaret ediyorlar...
Bunların sonu ne olacak? Cehenneme sığar mı bunlar?
Yeter mi cehennem ateşi onlara? Yetmez ya Resûlallah!
Ben onları Rabbime havale ediyorum. Tıpkı Senin gibi...
Taif'te taşlandığın gün gibi... Ya Resûlallah özledik seni...
Seni çok özledik Ya Resûlallah. Şu kötülüklerle bezenmiş kirletilmiş dünyaya,
Sırtımı dönüp, gözlerimi kapatıp, seni arıyorum kaybolan yerlerde...
Seni her geçen gün daha çok kaybeden bu ümmetin,
O hâle geldi ki, kâfiri dost bilip İslâm'ı önlerine serdi.

Maksadım şikâyet değil; hüznündeyim Sevgili,

Kâbe'de namaz kılarken mübarek başına saçılan pislikleri,
o gün biricik kızın temizlemişti. Simdi yok Fatımalar ya Resûlallah...
Sana yapılan çirkinlikleri temizleyecek: Fatımalar yok...
Hamzalar yok... Ebû Bekirler yok... Sessiz kaldı ümmetin.
Sesini duyuramadı... Ve sana sahip çıkamadı ya Resûlallah.

Ey Sevgili, önceden kız çocuklarını gömerlerdi ya diri diri toprağa...
Onlar masumdu ve ben onları hatırladıkça ağlıyorum.
Yine gömüyorlar kız çocuklarını diri diri toprağa...
Ve simdi anneler, masum olarak değil; günahkâr olarak
gömüyorlar çocuklarını toprağa. Anneler Seni anlatmıyorlar çocuklarına.
Rabbimizi anlatmıyorlar. İslâm'ı anlatmıyorlar...
Kur'an okumayı öğretmiyor çocuklarına anneler... İçim sızlıyor ya Resûlallah.
Sen varken gözünü kırpmadan canini feda ediyordu dostların:
Anam babam sana feda olsun diyerek gözünü kırpmadan ölüme koşuyordu yiğitlerin.
Senin uğruna, Rabbimin uğruna ve İslâm'ın uğruna simdi kimse yasamıyor.
Böyle dedim de hepten ümitsiz olmayayım. Senin ümmetine yakışmaz ümitsizlik...
Ülkemde olmasa da uzaklarda, Rabbi için, senin uğruna ölenler var ya Resûlallah!

Garip kaldık ya Resûlallah! Ne olur ümmetinin hakki için Rabbime yalvar da acısın,
merhamet etsin bize. O seni geri çevirmez Biliyorum Yüce Rabbim

bizi de geri çevirmez ama; Bizim istemeye yüzümüz kalmadı.
Çünkü biz hakikatten çok uzak kaldık ya Resûlallah! Biz hangi cezaları hak etmedik ki...
Moda dediler, kız kardeşlerimize pantolon giydirdiler.
Erkekler henüz etek giymedi ama; Onlar da kız kardeşlerine özenip saçlarını uzattılar.
Kına kokan eller türlü boyalarla süslendi. Kadınlarımız evinin hanimi olup,

yavrusuna annelik etmek yerine; Is, ekmek parası dedi, yuvalar yıkıldı.

En kötüsü başörtümüze de el uzattılar ya Resûlallah
Ve ehemmiyeti kalmadı tesettürün... Amacım şikâyet değil sana ey Sevgili!
Acım büyük... Yokluğunun hüznündeyim. Çare değil hiç bir şey.
Çünkü anlatamıyorum, dinlemiyorlar beni ya Resûlallah!
Onlar Rabbimin de dediği gibi hem kör, hem sağır,
hem de kalpleri katılaşmış... Yazık oldu bu ümmete.
Sen sahip çık bize. Şefaatini esirgeme ya Resûlallah.

Yüce Rabbim: "Habibim!" dedi sana. Senin aşkına yarattı on sekiz bin âlemi...
Sen olmasaydın yaratmazdım dedi. Âlemlere rahmetsin sen...
Hatem'ül Enbiyasın. Gönüllerin sultanisin. Rabbimizin Sevgilisi.
Bize de merhamet dile Rabbimden. Biz göremedik seni ya Resûlallah!
Yine de tebessüm eden, daima gülen yüzün geliyor aklıma,
Seni hatırladıkça... Ve doyamıyorum ya Resûlallah!
"Ümmetim!.." "Ümmetim!..." diyen o tatlı sözlerine.

Sen Muhammedü'l Emin'din... Mü'minler de, müşrikler de,

münafıklar da, Tüm herkes ayni derecede güvenirdi sana.
Sen bu vesileyle almıştın bu güzel ismini: "Muhammedü'l Emin!"
Güvenilenlerin en güvenlisi. Oysa bizler ümmetin olarak,

hiç güvenemez olduk bir birimize. İçimizdeki güveni sarstılar.
Bizi bize yalancı çıkardılar.
Aslımızdan, kendi özümüzden uzaklaştırdılar ya Resûlallah!
Neden ki ya Resûlallah! Tüm bunlar bize reva mi, cefa mi?

Sen edep ve hayâ abidesi idin ey Resûlallah!
Sen kimseye kötü söz söylemezdin. İncitmezdin seni incitenleri bile.
Kimsenin sözünü kesmezdin, sükût ile dinlerdin.
Sen konusunca rüzgâr bile susardı. Tüm kâinat seni dinlerdi.

Çok mütevazi bir yaşantın vardı, Bir hurma yeterdi seni doyurmaya.
Yırtık olmasa da eski bir aban
Üzerine yattığında bedenine izi çıkan eski bir hasırdan
yatağın, İçimi yaralıyor ya Resûlallah!
Seni bu hâlde gören Hazreti Ömer omuzları sarsıla sarsıla
ağladığında sormuştun: "Ey Hattab oğlu! Niçin ağlıyorsun?"
Ve demişti ki Hazreti Ömer: Ey Allah'ın Resûlü!

İranlılar imparatorlarını sarayda yaşatırken,
Bizanslılar Kayserlerini lüks ve ihtişama boğmuşken,
Sen ki Allah'ın Resûlüsün... İzin versen de, biz de seni..."
Anlamıştın sana söylemek istediğini. Hüzünlü bir tebessüm ile:
"İstemez misin ey Ömer, dünya onların olsun, âhiret de bizim..."

Tüm insanların dostuydun ve severdin herkesi
En çok da çocukları severdin. Demiştin ki: "Büyüklerimize hürmet etmeyen,
Küçüklerimize merhamet etmeyen bizden değildir."
Oysa simdi küçükler büyüklerine ne hürmet ediyor ne de saygi gösteriyor.
Büyükler de küçüklerine sevgi ve merhametten yoksun ya Resûlallah!

Sen çok cömerttin ya Resûlallah!
Evindeki tek hurmayı misafirine ikram edecek kadar. Senden bir şey istenildiğinde

"Hayır!" demezdin. "Uhud dağı altın olsa ve benim olsa,
Üç günden fazla elimde tutmaz, hepsini dağıtırdım" dediğin geliyor aklıma.

Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdın sen ey Sevgili.
Bizler bugün annemize, babamıza, esimize, dostumuza dönüp,
Herkesi suçlar, ayıplar, yadırgar olduk.

Sen hem anasız hem babasız büyüdün.
Yetimliğin acısını onlara özlem duyarak yasadın.
Simdi ise ne anaya saygı kaldı ne de babaya...
Diyorum ya, her bir şey aslından iyice uzaklaştı ya Resûlallah!
Babasız çocuklar dünyaya geliyor. Anneler çocukları kapı önüne bırakıyor.
Daha da ileri gidip onların katili oluyorlar.

Bir sabah uyandığımda kıyamet kopmuş olacak, Korkuyorum...
Ne Rabbimin ne de Senin huzuruna çıkmaya yüzümüz var.
Biz çok değiştik ya Resûlallah! Seni seven senin gibi olmalı:

 Senin gibi Allah'a kul olmalı.
Ümmetin için gözyaşı döktüğün zamanlar geliyor aklıma,
Oysa biz lâyık olabildik mi Şimdi sana?

"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."
(Enbiyâ, 107)

NAZLICAN FIRAT

1 day ago
                

Vakt-i seherde açıla perde, düştüğüm yerde,

derman Sendendir.


Düşmüşem kaldır, ağladım güldür, minnetim oldur,

derman Sendendir.


Benem bîçâre, kaldım âvâre, yürek pür yâre,

 derman Sendendir.


Derviş Himmet'e, çâre vuslate, derdi firkate,

derman sendendir.

 

                                                      ~ ~ ~

Vakt-i şerif, Cuma, ahir, akibet hayrola

hayırlar feth ola, şerler def ola efendim...

1 day ago


ALLAH'IM bugünümüzün başını iyilik, ortasını kurtuluş,
sonunu ise başarı eyle!

Onu bizim için saadet, şehadet, tevbe,bağışlanma
ve iman ile sona erdir...
Ey Kapıları Açan ALLAH'IM
Bize Kapıların En Hayırlısını Aç
Ey Halden Hale Çeviren RABB'İM
Halimizi En Güzel Hale Çevir
Ey Kalpleri Döndüren ALLAH'IM
Kalplerimizi Dinin Ve Taatin Üzere Sabit Kıl
Müslüman Kardeşlerimize Zaferler Nasip Eyle
Zulmeden Kullarınıda Kaffar isminle Kahreyle...
Sıkıntılarımızı SEN gider....
Mübarek Cuma Gününün Hürmetine

Dualarımızı Kabul Eyle ALLAH'IM...((AMİN...AMİN...AMİN...))

Ümmeti Muhammedin Cuması Mübarek Olsun inşaALLAH...

1 day ago
ahmed akwrote:
http://img03.blogcu.com/images/g/u/l/gulalee/klp_copy_1243553664.png

Rabbim! kalbimi tut!


Etrafımı saran uçurumlara düşmemem için,


düşüncelerin oluşturduğu bilinmezlik denizinde kaybolmamam için,


nefsimin ve şeytanın gönlümü esir almaması için,


ellerimden tut Rabbim.


Rabbim!

 

Geçici ve boş şeylerle yorulan kalbimi Sevginle doldur.


Her şeye Senin sevginle bakabilmeyi öğret.

 

~selam ve dua ile hayırlı cumalar sıddık aneycanKırmızı gül

1 day ago