°•.Simuzer .•°'s profileHazırlanınız!PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    October 21

    Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...





    Ya Rab bu hasrete can dayanmıyor;
    Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...
    Her adımda bir engel var salmıyor..
    Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...

    Mümkün mü bu yolda maksuda ermek?
    Mümkün mü sılada dost yüzü görmek?
    Âşıka ar gelir geriye dönmek;
    Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...

    Çekilmez bir şelek vurdun arkama;
    Şaşırdım yollarda kaldım akşama..
    Umudum her zaman bakidir amma
    Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...

    Sevip sevilmemek varsa kaderde
    Hangi doktor ilaç verir bu derde?
    Hastayım susuzum gurbet illerde;
    Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...

    Ey hanlar hanını halkeden Hancı!
    Bir yudum aşkınla doğdu bu sancı.
    Ey fakir ekmeği Mü'min inancı!
    Zaman kısa ben yorgunum yol uzun...

    Abdurrahim Karakoç

    Comments (7)

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    ahmed akwrote:
    GÖZYAŞLARIM...
    İnsan dünyaya ilk geldiğinde tanışır gözyaşlarıyla. Daha dünyaya gelir gelmez, ağlamaya başlar. O ağlarken yetişir imdadına annesi, Allah'ın yüz merhametinin bir parçasından hissesine düşen merhametiyle. Hele bir de Sızıntı Dergisi'nin kapağındaki gibi, gözünde yaş, alt dudağı da bükülmüşse. Ve çocuk öğrenir artık, gözyaşlarının iksirini.. ağladığında her şeyin yerine getirileceğini. Ağlamak, istemekten daha tesirli. İstedin mi "olmaz!" denilebiliyor, ama ağladın mı pek geri çevrilmiyor. Gördün mü küçücük çocuğun verdiği dersi? Zaten insanın dünyaya gelişi de bir ibret, yaşayışı da bir ibret, gidişi de bir ibret değil mi, bakmasını bilene? Rabbim bakan kör olmaktan muhafaza buyursun.

    Çok küçükken doya doya ağladığımı hatırlıyorum, ölümle annemi kaybetme korkusundan. Ölümün düşündürdüğü firak acısından. Nereden geldiyse aklıma bilemiyorum ölüm acısı o küçük yaşıma rağmen. İlk olarak annem teselli etmişti, "Cennet'te buluşuruz inşallah" diye, sonra Üstad Haşir Risalesiyle imdadıma yetişmişti.

    Sonra annem ağlamaya başladı, üniversiteyi kazandığımda. İzne geldiğimde adeta bayram gelirdi eve, okula giderken matem kaplardı firak acısıyla. Her otobüse uğurlanışta, incilerden, mercanlardan daha değerli boncuk boncuk akıverirdi gözlerden yaşlar, "Anne hâlâ mı ağlıyorsun?" dememe rağmen her seferinde. İçerideki kopan firak fırtınasının simgesi: Gözyaşları.

    Hak rahmetinin insan gözünde damla damla olmasıdır gözyaşları...

    Dilin, duygunun ve gönlün el ele, yüz yüze birleştiği, iç içe girdiği anın çiçekleşmesi üzerinde jaledir gözyaşları...

    Kalbdeki muhabbetin belirtisidir gözyaşları. İnsanlık Cennetteki yerini kaybettiğinden bu güne kadar ağlamaktadır. Çünkü kalbde Muhabbetullah vardır. İnsanlık ağlamaktadır, kaybetmiştir Cennetteki makamını... Ağlamalıdır da. Ağlaya ağlaya yükselecektir tekrar eski makamına.

    Rahmet kapılarını açan bir iksirdir gözyaşları. Ağlayın doya doya ağlayın. Günahlarınıza, iyi güne ereceğinize, saadet göreceğinize... Bütün başınıza geleceklere, ihmal edilmiş istikbale... Atalarımızın günahına ve çevrenin körlüğüne... Ağlamayı unutmuşluğumuza, gamsızlığımıza, dertsizliğimize ve ağlanacak halimize gülüşümüze... Aldığımız sorumlulukların bilincinde olmayışımıza... Dağların bile kabul etmediği emanetin ağırlının farkında olamayışımıza... Ağlayın...

    İçinizde rahmet esintileri duyuncaya kadar ağlayın. Haddimi aşmış olur muyum bilemiyorum, ama içimden geldiği için söyleyeyim: Malum, sebepler dünyasında yaşıyoruz. Bütün sıkıcılığına rağmen Atom âlemine hapsedilmiş durumdayız, imtihan bitene kadar. Çoğu zaman başınıza gelmiştir. Darda kalmışsınızdır. Sebepler lâl kesilmiştir. Ve siz içinizdeki Muhabbetullah'tan, bazen iradî, bazen gayr-i iradî (bu da Allah'ın ayrı bir lütfu) Müsebbebü'l-Esbab'a yönelirsiniz. Perdesiz, riyasız, gönülden O'na yönelirsiniz, gözyaşlarınızı dökersiniz. Ve Rahmet kapıları açılıverir. Olmazlar oluverir. "Kün feyekun" sırrı tecelli ediverir. Siz ağlarsınız, dudağınızı bükersiniz, karşılık olarak Rahmet yağar. Rahmet adeta gözyaşı olur. Dedik ya, perde var bu âlemde diye.

    Ağlamak, sevmenin ve sevilmenin, sevinç ve üzüntünün ifadesi. Hiç böyle olmasaydı, insanlar hem sevinince hem de üzülünce ağlarlar mıydı?
    selam ve dua ile sıddık aneycan
    9 hours ago
    ahmed akwrote:
    Sevginin Farkına Varmak...
    İnsanoğlunun merakı sınır tanımıyor.

    Yeryüzünün derinliklerini, gökyüzünün sonsuzluklarını bilmek için

    sürekli arıyor, araştırıyor.

    Meselâ, ay yüzündeki lekelerin anlamını çözmeye çalışıyor.



    Güneşteki patlamaları zamanından önce haber veriyor.
    Fırtınayı, hortumu olmadan biliyor.
    Depremi, vaktinden önce bilmeye çalışıyor.
    Gece, gündüz, hangi gezegenin nerede, nasıl ve ne durumda bulunduğunu ilmen açıklıyor.
    Yıllar önceden, ayın, güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağını hesaplıyor.
    Denizlerin gel-gitlerini, karaların heyelan tehlikesini tahmin ediyor.
    Kısacası, kainatta meydana gelen büyük küçük bütün olayları merak ediyor, araştırıyor, irdeliyor.Sonuçta da anlıyor, biliyor, açıklıyor. Bilgisine göre tedbirler alıyor.
    Ancak, ayın yüzündeki lekeleri araştıran insanın, yanıbaşındaki sevgilerin lekelenmesini, gölgelenmesini farketmemesi nedendir?
    Güneşteki patlamayla igilenenlerin, meselâ patlamak üzere olan eşlerini, çocuklarını farketmemesi ne garip değil mi?
    Tabiatı sarsan, tahrip eden fırtınayı, hortumu haber verenler, ailesini sarıp sarsan sevgisizlik fırtınalarının, şefkatsizlik hortumlarının gelişini nasıl anlayamıyorlar?
    Depremi önceden bilmeye çalışanlar, gönüllerde kırılan manevî fay hatlarına ilgisiz kalabilirler mi?
    Bir uzay araştırmacısı, arkadaşına övünüyormuş:
    “-Bak Azizim, ben şimdi, gecenin bu vaktinde, hangi gezegen nerede, nasıl, ne durumda bilebilirim.”
    Arkadaşı bilge bir adammış.Onun bu övünmesini takdirle karşılayacağına, şu çok anlamlı cevabı vererek susturmuş:
    “- Uzay boşluğundaki yıldızların, gece karanlığında bile, nerede ve ne durumda olduğunu bilen arkadaşım, acaba şimdi yetişkin kızının, oğlunun, nerede ve ne durumda bulunduğunu da biliyor mu?”
    Hiç beklemediği bu karşılık, inşaallah araştırmacımızı düşündürmüştür.
    Beni düşündüren ise, bizlerin gözümüzü hep uzak noktalara dikmiş olmamızdır.
    Dikkatini hep uzaklara odaklamış olanlar, yanıbaşlarında olup bitenleri farkedebilirler mi?
    Meselâ, Dünyada olup bitenleri merak ettiğimiz kadar; evimizde eşimizle, ya da işyerimizde ortağımızla daha iyi ve kavgasız geçinmeyi merak ediyor muyuz?
    Eğer, bizi az ilgilendiren şeyler kadar, çok ilgilendirenleri de merak edip düşünsek, geçimsizlik ve kavga çıkmaz.
    Ay ve güneşin yüzündeki lekeleri anlamaya çalıştığımız kadar, sevdiklerimizin yüzlerinde biriken sevgisizliği anlamaya çalışsak, kırgınlıklar, kızgınlıklar ve ayrılıklar kalmaz.
    Magazin programlarının dedikodulu saatleri kadar, aile sohbetimiz, arkadaş muhabbetimiz olsa, dünyamız sevgi dünyası haline gelir.
    Gözümüz, hep uzaklara dikiliyor.
    Özümüz, yakınlarımızdan kopuyor.
    Ülkeyi kurtarmaktan da öte, dünyayı kurtarmaya talip oluyoruz. Ancak elimiz kısa, gücümüz az, ömrümüz gelip geçici...
    Fakat elimizin altında bulunan gönüller var. Biz, öncelikle o gönüllerin kurtarılmasından sorumluyuz. Madem ki acıyan bir vicdan sahibiyiz. Madem ki, kurtarmayı seviyoruz. Öyleyse bırakalım, uzanamayacağımız uzak ufukları. Önce, en yakınlarımıza bakalım. Elimizi ve gönlümüzü onlara uzatalım.
    Ziya Paşa’nın deyimiyle, yeni yetme bir çok müneccim, yıldız aramak için kafasını hep gökyüzüne dikmiş de, yol üzerindeki kuyuları görmezleşmiştir.
    Gökte yıldız arayıp nice turfa müneccim
    Görmez kuyuyu kendi rehgüzerinde.
    Sevgi insanı, önce kendine, içine, yüreğine bakar.
    Sonra en yakın çevresine, eşine, evlâdına, akraba ve dostlarına... Elbette bütün insanlık dünyasından da sorumludur insan, ama, kendi evi harap olan, başka evleri imar edemez. İçini düzeltemeyen ailesine çeki düzen veremez. Ailesinde sağlam ve güçlü olanların başkasına faydası da çok olur.
    Öyleyse, sevgi insanı sıralamayı şaşırmamalı, gözünü hep uzak ufuklara dikmemeli, daha sık ve daha çok önüne, çevresine ve yakınlarına bakmalıdır.
    Zira, ancak ayağını yere sağlam basanlar, ufukları güven içinde görebilirler...alıntı
    selam ve dua ile sıddık aneycan
    Nov. 15
    ahmed akwrote:
    O öyle bir güzel ki,
    Bütün kâinatın dili O’nu anlatsa yine de azdır.

    O öyle bir güzel ki,
    Çöllere düşen âşıklar, çölün sıcağından değil, O’nun aşkından yanıktır.

    O öyle bir güzel ki,
    Gül O’nun terindendir.

    O öyle bir güzel ki,
    Güller yaprak yaprak ellerini semâya açmışlar aşkından coşmaktalar.

    O öyle bir güzel ki,
    Güller âşık olan bülbüle yüz vermez; O’nun aşkından hazan yaprağı olup kavrulur.

    O öyle bir güzel ki,
    İsmi anılınca kalplerde sürur; yüzlerde tebessüm dolaşır.

    O öyle bir güzel ki,
    O’nsuz duâya bile başlanmaz,

    O öyle bir güzel ki,
    Çünkü o Rabbim’in Habîbi, kalplerin tabibi.

    O öyle bir güzel ki,
    Güzel kelimesi hiçbir şeye bu kadar yakışmamıştır.

    O öyle bir güzel ki,
    Sevdası asırlar geçse de taptaze hiç solmaz.

    O öyle bir güzel ki,
    O’nun gönül bahçesine giren dikenler hep gül oldu.

    O öyle bir güzel ki,
    Zıt olan kalpleri birleştirip tek yürek yaptı.

    O öyle bir güzel ki,
    O’na her devirde sabâ rüzgârıyla selâm yollayan âşıkları var.

    O öyle bir güzel ki,
    Bütün güzellikler O’nun kapısında âciz kalmış.

    O öyle bir güzel ki,
    Rahmân’a giden kapıları bize O açtı.

    O öyle bir güzel ki,
    Beşeriyetin bütün sıkıntılarına hep ümit saçtı.

    O öyle bir güzel ki,
    İki cihanda da övülmüş.

    O öyle bir güzel ki,
    Doğmadan makamı verilmiş.

    O öyle bir güzel ki,
    ALLAH ve melekleri O’nu çok sevmiş.

    O öyle bir güzel ki,
    En zayıf insana bile; «Ümmetim!» demiş.

    O öyle bir güzel ki,
    Ne yokluk O’nu üzmüş ne varlık O’nu sevindirmiş.

    O öyle bir güzel ki,
    Âlemlere rahmet tüm mahlûkata şefkat ve merhametle gelmiş.

    O ki,



    O yüzden varız...


    Elif MENCET
    selam ve dua ile hacı aneycan
    Oct. 30
    ahmed akwrote:
    Kimsesiziz kime gidelim
    Yaralarımız var kime
    Sıcak bir şey arıyoruz, kime
    Merhamet istiyoruz, kime
    Bağışlanmak istiyoruz, kime gidelim
    Sorumuz ve cevabımız sen değil miyiz
    Yorgunuz, kaybetmişiz, dalgınız, kırgınız, küsmüşüz
    Bu çocuklar birer birer kaybolurken sisler içinde kime gidelim
    Çok yürüdük yollar kayboldu yol bulduk sana geldik
    Ne getirdin deme bize senden başka neyimiz varsa o bizim yokumuzdur
    Geldik işte bunlar ellerimiz
    Bunlar da ellerimizin büyük boşluğu


    Yaptıklarımız için
    Yapmadıklarımız için
    Elimizi
    Dilimizi
    Allah’ım
    Bağışla bizi!
    Bağışla bizi!

    Başımız yerde
    Açtık elimizi sevgilinle birlikte
    Bize bak çekip çıkalım uçurumlardan
    Bize bak çıkalım dünyanın bütün kulluklarından
    Parçansak al bizi bir daha ayırma evinde uyuyalım
    Yabancıysak dost ol bize senden ayrılmayalım
    Elimiz açık ve ruhumuz secdede durmuş bekliyoruz
    Sevdiklerin aşkına sevenlerin aşkına
    İnşirah inşirah inşirah
    Ayetin değil miyiz senin Yâ Allah…

    Mevlana İdris

    selam ve dua ile sıddık aneycan
    Oct. 23
    NAZOwrote:
    GÜZEL YÜREKLİ SİMUZER TEYZEM ..ALLAH C.C. RAZI OLSUN.
    İYİKİ VARSINIZ.RABBİM SAYILARINIZI ÇOKÇA ARTIRSIN..
    ÇOK SEVİYORUM SİZİ.ELLERİNİZDEN ÖPERİM.SAYGILARIMLA.
    ஐ ♥―♥―♥―♥→ ‼…NAZO KIZ …‼ ←♥―♥―♥―♥ ஐ
    ALLAHÜ TEÂLÂYI BİLİR MİSİN?
    Abdullah bin Mübarek, bir gün yolda gidiyordu. Önünde birkaç koyunla bir çoban çocuk gördü. Ona acıdı ve; "Zavallı, çocuklukta çobanlık yaparsa, büyüdükte Allahü teâlânın ibâdet ve mârifetine nasıl erişir?" dedi. Sonra kendi kendine; "Gideyim, ona Allahü teâlâyı tanımakta bir mesele öğreteyim." deyip, çocuğun yanına geldi ve:
    -Evlâdım, Allahü teâlâyı bilir misin? buyurdu.
    Çocuk:
    -Kul nasıl sâhibini bilmez?" dedi.
    -Allahü teâlâ'yı ne ile biliyorsun?
    -Bu koyunlarımla.
    -Bu koyunlarla, O'nu nasıl bilirsin?
    -Bu birkaç koyun çobansız işe yaramaz. Bunlara su ve ot verecek, kurttan ve diğer tehlikelerden koruyucu birisi lâzımdır. Bundan anladım ki, kâinat, insanlar, cinler, hayvanlar ve canavarlar ve bu kanatlı kuşlar bir koruyucuya muhtaçtır. Bu binlerce çeşit mahlûkatı korumaya kâdir olan, Allahü teâlâdan başkası değildir. İşte bu koyunlarla Allahü teâlâyı, böylece bildim
    -Allahü teâlâyı nasıl bilirsin?
    -Hiç bir şeye benzetmeden bilirim.
    -Böyle olduğunu nasıl bildin?
    -Yine bu koyunlardan.
    -Nasıl?
    -Ben çobanım. Onların koruyucusuyum. Onlar benim korumam ve tasarrufumdadırlar. Onlara dikkatle bakıyorum. Ne onlar bana benzerler, ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çoban koyunlarına benzemezse, Allahü teâlânın elbette kullarına benzemiyeceğini anladım. Abdullah bin Mübârek:
    -İyi söyledin. İlimden bir şey öğrendin mi? buyurdu.
    Çocuk:
    -Ben bu sahrâlarda, nasıl ilim tahsîl edebilirim, dedi.
    -Peki başka ne öğrenmişsin?
    -Üç ilim öğrendim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.
    -Bunlar nelerdir, ben bunları bilmiyorum.
    -Gönül ilmi şudur ki, bana kalb verdi ve kendi mârifet ve muhabbeti yeri eyledi ki, bu kalb ile O'nu bileyim. O'nun sevdiklerine gönülde yer vereyim, sevmediklerine yer vermiyeyim ve böylelerinden uzak olayım. Dil ilmi şudur ki, bana dil verdi ve dili zikretmek, O'nun ismini söylemek yeri eyledi. Bununla O'nu hatırlatanları dile getirmeği, O'ndan bahsetmiyen sözden onu korumayı, böyle sözden uzak olmayı îmâ etti. Beden ilmi şudur ki, bana beden vermiştir ve onu kendine hizmet yeri eylemiştir. Böylece O'na hizmet olan her şeyi yaparım, hizmet olmayan şeyi ise bedenimden uzaklaştırırım.

    Abdullah bin Mübârek, bunun üzerine:

    -Ey çocuğum! Evvelki ve sonraki ilimler, senin bana bu öğrettiklerindir! dedikten sonra: Ey oğul, bana nasîhat ver, buyurdu.

    -Ey efendi! Âlim olduğun yüzünden belli oluyor. Eğer ilmi Allah rızâsı için öğrendiysen, insanlardan istemeyi, beklemeyi kes. Yok, dünyâ için öğrenmişsen, Cennet'e kavuşamazsın, dedi
    Oct. 21
    zaman kısa ben yorgunum yol uzun ....
    yüreyine sağlık ...selam ve sua ile ...
    Oct. 21
    ahmed akwrote:
    Kâinat ne kalabalık, insan ne kadar yalnız…
    Beden
    ne kalabalık, ruh bir başına…
    Sevilen
    ne çok, seven yalnız kalp…
    Yalnızlık sevdiklerinden kaçış değil, sevdiğine
    kavuşmak…
    selam ve dua ile sıddık aney Allah c.c. razı olsun inşallah
    Oct. 21

    Trackbacks

    The trackback URL for this entry is:
    http://simuzer1001.spaces.live.com/blog/cns!203A15DBB2D4CE36!11445.trak
    Weblogs that reference this entry
    • None