°•.Simuzer .•°'s profileHazırlanınız!PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    August 21

    Ramazan ayı ile yeniden dirilmek ...



    Ramazan ayı büyük bir heyecan dalgasıyla bir kez daha çaldı kapımızı. Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Bir iklimi yaşayacağız ramazanla… Ciğerlerimizi dolu dolu açmalıyız ramazan iklimini soluklamak için. Kur’an ayı “ramazan”, bir arınma ayıdır. Şüphesiz arınma her ayda, her günde, her dakikada olmalıdır. Fakat ramazanın insanlar üzerindeki değiştirici, dönüştürücü etkisini inkâr etmek mümkün değildir. Ramazanda insanların gönülleri daha bir yufkalaşmakta, duygular daha yoğunlaşmakta, gözler buğulanmaktadır.
    İbadeti sadece belirli günler ve gecelerde değil, bütün günlerde ve bütün gecelerde yapmamız gerektiğini ramazan ayında Kur’an’la tam bir biçimde kavrayabiliriz. Allah’a kul olmak, yılın belirli günlerine tahsis edilemez. Allah, bizim belirli günler ve gecelerde, yani toplam birkaç gün değil, her daim Rabbimizdir. O halde biz de O’nun her daim kulu olmak zorundayız. Müslümanlık ancak böyle mümkün olabilir. İşte ramazan ayında bunu bir kez daha anlamalıyız.

    Ramazan ayı, Kur’an ayıdır. Çünkü şirkin kararttığı Mekke semaları, cahiliyyenin kıraçlaştırdığı Mekke çölleri, ilk kez ramazan ayında Kur’an’la yeniden dirilişi tatmaya başlamıştı. Bunun için Kitabı Kerim, o ilk geceye ‘kadir gecesi’ demişti.
    Varsın olsun. Rabbimiz, insanların gülüp de ağlamadıklarına dikkat çekmekte değil midir? Bir kısım insanların az gülüp çok ağlamaları gerektiğini hatırlatmakta değil midir? O halde varsın mü’minlerin yürekleri de birazcık olsun yufkalaşsın, hiç değilse ramazan ayında. On bir ay boyunca kaskatı, taştan da katı kesilen kalplerimiz bir ay içinde, bari kıpırdasın birazcık; kireçleşen hissetme melekemiz, çözülsün bir nebze. Belki birkaç damla gözyaşı, içine gömüldüğümüz bu hayattan silkinmeye itekler bizi.
    Davranışlarımızı, ibadetlerimizi, ailemizdeki yerimizi, akrabalarımızla olan ilişkilerimizi bir kez daha ramazan vesilesiyle gözden geçirebiliriz. Çıkarsız bir akraba ilişkisini geliştirmeye gayret edebiliriz.
    “Değişen dünyaya ayak uydurma”, “çağın gereklerine göre hareket etme” gibi, her an bizi de içine çekebilecek tehlikeli şeytanî tuzaklara karşı uyanık ve hazırlıklı olmamız Kur’an’dan başka hangi kaynakla mümkün olabilir?
    Ticaretimizi, alışverişimizi, tüketim kültürümüzü, infak borcumuzu, eşyaya biçtiğimiz değeri, bütün bunları sadece Kur’an okuyarak yeniden çoğaltabiliriz. Arızalarımızı giderebiliriz.
    Peygamber sevgisini, Peygamber’in sünnetine uymayı ancak Kur’an’la öğrenebiliriz. Aksi taktirde, misvaktan, orucumuzu hurmayla veya tuzla açmaktan, yemeğin kalanını bitirmekten başka ’sünnet’ bilmeyiz. Hasılı ramazan ayı, Kur’an’la imanımızı, teslimiyetimizi, amellerimizi, ahlâkımızı bir daha gözden geçirmemiz için iyi bir fırsattır. Her Müslüman evi, ramazan boyunca bir Kur’an mektebi olabilir sanırım; kâfirler hoş görmeseler de.
    Sevgili Peygamberimiz, ramazanın sonunda cennetlik insanlar haline gelmemizi istiyor. Şu bizim için umut yüklü söz O’nun: “Ramazan orucunu inançla ve karşılığını Allah’tan bekleyerek oruç tutanın geçmiş günahları affolunur.” Bu sözü şöyle anlayabiliriz, diye düşünüyorum: “Öyle oruçlar tutun, ramazanı öyle yaşayın, Allah’a öyle teslim olun ki, kirlerinizden arının, cennete lâyık olun…”
    Bir iklimi yaşayacağız ramazan’la… Ciğerlerimizi dolu dolu açmalıyız ramazan iklimini soluklamak için.
    Bir arınma ayı ramazan… Bir süzülme ayı. İmbikten geçmesi kişiliğin. Tortulardan kurtulma zamanı. İmsak, disiplin demek. “Şeytan zincire vurulur bu ay.” diyor Allah Rasûlü… Bu, içimizdeki potansiyel vahşetin zincirlenmesi, disiplin altına alınması demek. Namazı idrak ayı ramazan. Seherleri hayata katma ayı… İçimizdeki namaz bilincini ihya ayı… “Ramazan çıkarken…” yüreğimiz hâlâ namazın “Huzur hali” ile bütünleşememişse içimizde cennet kokuları duyabilir miyiz?
    Kur’an’ı idrak ayı ramazan… Kur’an sayfalarından rahmet emmeden geçerse bu ay, “Ramazan çıkarken…” yanmaz mıyız? İçimize bir Kur’an ışığı düşmeden gidiverirse…
    Ramazan insanı idrak ayı… Kendimizi “Öteki” ile bütünleştirme ayı. Açların, yoksulların, kimsesizlerin, yetimlerin, dulların, evsizlerin, borçluların dünyasına taşınma ayı… Mahrumiyetleri paylaşma ayı. Ramazan asıl bugün, şimdi, hemen Türkiye’nin en birinci gündemi olmalı değil mi? Bir damla tebessüme hasret insanların günden güne çığ gibi büyüdüğü bir ülkede “Tebessüm sadakadır.” diyen bir Peygamber’in sesi duyulmalı değil mi?
    Ramazanı gündeme alalım. Sofraları birleştirelim komşularımızla. Artılarımızı, eksilerimizi yanyana getirelim. Sade su ile oruca niyet edenleri düşünelim. İftar sofralarımızı genişletelim. Bilmediğimiz, tanımadığımız çocuk gülücükleri katılsın sofralarımıza… Sofralara Müslüman yüreği taşıyalım.
    Kocakarı, Hazreti Ömer’e “Benim halimden haberi olmayacaktı da niye halife oldu?” diye çıkışıyor. Yarın bize de “Komşundan haberin olmayacaktı da neden Müslüman oldun?” gibi ürkütücü bir soru sorulmaması için kalbimizi avcumuzun içine alıp, hesaplaşalım.

    Yani ramazanı gündeme almak… Ramazanı gün gün, saat saat yaşamak… Namaz ile, oruç ile, sahur ile, iftar ile, sadaka ile, zekat ile, tebessüm ile, barış ile yaşamak… İslâm bu demek. Ramazan ayımız İslam’ı tanıma ayı, İslam’ı yaşama ayı, Müslümanlığımızı sorgulama ve bozulmamacasına düzeltme ayı olsun.
     
    Fadıl Özdemir
     

    Comments (10)

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up


    (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯) (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯) (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯)
    (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯) (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯) (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯)

    RABBİM SİZİN GİBİLERİN SAYILARINI ARTIRSIN SİMUZER TEYZECİĞİM..
    İYİKİ VARSINIZ...CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN..ALLAH,A EMANET OLUN .SAYGILARIMLA.
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
    ..........................................................................................................................
    ELLERİNİZ AÇIK ,
    KALBİNİZ SEVGİ DOLU OLSUN
    GÖZLERİNİZDE İKİ DAMLA YAŞ OLSUN
    SAĞNAK SAĞNAK YAĞAN RAHMET DERGAHINDAN
    BİR DAMLA DA SİZE NASİP OLSUN
    KARDEŞLİĞİN EN GÜZELİ DUADIR ABLALAR ,ABİLER DUALARINIZ
    KARDEŞLERİNİZ İÇİN OLSUN CUMANIZ GİBİ
    BÜTÜN GÜNLERİNİZ RAHMET OLSUN
    HAYIRLI CUMALAR HAYIRLI RAMAZANLAR DİLERİM

    (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯) (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯) (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯)
    NAZLICAN FIRAT
    (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯) (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯) (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯)
    (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯) (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯) (¯`·.(¯`•♥ •´¯).·´¯)
    Sept. 3
    ahmed akwrote:


    Şüphesiz ki (bir de hayırda gayret gösteren) o kimseler (de var) ki, onlar Rablerinin azabından korkarak titreyenlerdir.
    Hem o kimseler ki, onlar Rablerinin ayetlerine iman ederler.
    Yine o kimseler ki, onlar Rablerine ortak koşmazlar.
    Ve o kimseler ki, şüphesiz onlar Rablerine dönecek kimseler oldukları(nı bildikleri) için, verdikleri şeyleri kalpleri ürpererek verirler.
    İşte bunlar, hayırlı işlerde koşuşurlar ve onlar bunlarda (o hizmetlerde) sabikun (önde gidenler)dir.
    Biz kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle mükellef tutmayız ve katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır; onlar haksızlığa da uğratılmazlar.
    Mecalim kalmıyor anınca adını, yüzlerim kızarıyor, ellerim titriyor. Bir selamını duysam yanardı bağırlarım, bir yüzünü görsem dökülürdü pınarlarım. Gecenin koynuna sordum adını, yüreğimin derununa gizledim sevdanı, bir ahım da duydum sedanı, yollarımı sana çevirdim, gönlüm sana yandı.
    Müjdelerini duyunca eridim, yandım. Firkatinin ateşi yaktı ciğerimi. Korktum ve titredim. Ancak liyakatsizliğim eritti bedenimi. Dün oradaydım bugün burada, koşuyorum her yere; adını duymak, sevdana yanmaktır dileğim. Nurunla aydınlatır mısın karanlık gözlerimi?
    Secdelerim hep bir yakarıştır. Günah denizinde yüzerken bir af sedası duyar mıyım acep?
    Kokladığım güllerde aradım seni ve bir salâvat getirdim, güzelliğine müptela olup ta versem oracıkta ruhumu emanetçiye.
    Bir feryad geldi ki içinde adın gizli. Geçip te kendimden kondurdum güvercinleri yollarıma. Gecenin koynunda zikirle coşan körpe bedenlerde adın anılır, yakarım bağrımı ve yanarım her kalkışta. Sen ne merhametlisin Eyyy!!
    Durup durup sana baktım ve şu âlemde göremezsem seni, gönlümü, gözümü dolduramazsam seninle, göçüp gidemiyorsam adın uğruna. Yoksa bu gönülde ağyarlar mı gezer?
    Koşamıyorsam, tutulmuşsa ayaklarım ve kurumuşsa dudaklarım, ararım, bulur koşar gelirim kapına.
    Şu âlem sana yanıyordu da bir ben yanamadım. Âlem seni andı geceler boyu da ben anamadım. Gök kubbe sana döndü de bir ben döndüremedim yüzümü.

    selam ve dua ile sıddık aneycan
    Aug. 31
    ahmed akwrote:

    De ki "Sığınırım insanların Rabbine, insanların Mâlikine, insanların İlahına..." [Nas, 1-3]

    İnsan olduğuma göre, kendisinden Rabbime,
    Mâlikime ve İlahıma sığınılacak insanlardan olmam mümkün.
    Kendisinden Rabbime, Mâlikime, İlahıma sığınacağım insanlarla karşılaşmam da mümkün.
    Birinci ihtimali yok etmek,
    ikincisini ortadan kaldırmaktan daha kolay ve öncelikli görünüyor.
    İnsanlar, benimle karşılaştıklarında,
    Rabbime, Mâlikime, İlahıma sığınacakları bir insanla karşılaşmış olmasınlar diye, Rabbime, Mâlikime, İlahıma sığınıyorum
    selam ve dua ile sıddık aneycan hayırlı iftarlar
    Aug. 30
    Ey vefasız sevdalının vefalı Sevgilisi…


    Rüzgarda savrulan kuru bir yaprak gibi şimdiler de gönlüm,
    Yorgunum, bıraktım kendimi
    Bir oyana bir bu yana savruluyorum
    Düşüncelerim savruluyor, ben savruluyorum
    Başımı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum;
    Hep böyle gri miydi?
    Ve böylesine soğuk

    Bilmiyorum
    Gökyüzü mü böylesine karanlık,
    Yoksa yüreğim mi yıldızları görmemeye inatlı?

    Bilmiyorum
    Hangimiz daha çok ve daha içli döküyoruz gözyaşlarını
    Ve hangimiz, hangimizin damlalarında saklıyoruz hüznünü

    Bilmiyorum
    Bildiğim tek şey var,
    Sen daha temiz ağlıyorsun yağmurum.
    Güller, uzanmış gökyüzüne, damlalarını bekliyor hasretle;
    Gelse de okşasa bizi
    Peki ya ey gönlümdeki Gonca, Sen Güllerin Efendisi,
    Sen ne haldesin?
    Gözlerin nemli, boynun bükük mü?
    Sancıyor mu yüreğin bu mücrime?
    Utanıyor musun halimden?
    Affet beni, affet yüreğimdeki Gonca,
    Affet beni ki köklerin kirli gözyaşımla sulanmakta
    Ben Sana yağmur olamadım,
    Biliyorum…

    Ama Sen, hep En Sevgili, Sen hep ümitli
    Yağacak dedin;
    Bir gün o da aşktan yağacak
    Bak işte yağıyorum,
    Dualarımı katıp gözyaşlarıma,
    Sağanak sağanak Sana koşuyorum.
    Kapındayım, geldim işte,
    Ey vefasız sevdalının vefalı Sevgilisi,
    Günahkar damlaların tertemiz Efendisi...


    alıntı...

    selam ve dua ile aneyim
    Aug. 30
    esrawrote:
    Çık yola, gönülden çık

    beden kalıbından arınıp kalbe sığarcasına

    aşıp o dereyi/deriyi ummanlara koşarcasına

    gönül koymadan engellere, baş koy bu sevdaya

    sabırla erit elemleri, azimle göğüsle özlemini

    hatırla ki,

    yakınmamalı ki yakınlaşmalı o en yakına

    iştiyakla çal kapılarını ürkek gönüllerin

    ümit ve inşirah üfle yorgun düşlere

    yılmadan, yorulmadan..


    yürekler paslı, çehreler karanlık; ne bir huzme var ne de aydınlık.

    umuda meftûn bakışlarla yak biçâre gönüllere nurdan bir ışık

    yol açık,

    haydi yola çık


    selam ve dualarla.. cumanız mubarek olsun.
    Aug. 27
    ahmed akwrote:


    Bir tohum at! Attığın tohumu ister unuut, ister unutma. Sonra bir tohum daha at; ister sulaa, ister sulama!..
    Ardından bir tohum daha at. Bir tohum daha at sonra, bir daha, bir daha ve bir daha...

    Bir tohum at!
    İster besle kökünü ister besleme, ister destekle gövdesini ister destekleme, istersen ip bağla, istersen buda, istersen kireçle, veya...
    ..veya hiçbirini yapma, sadece tohum at!

    Bir tohum at! Bir tohum at sen, tohum; bir tohum at!..
    İster sıcak olsun ister soğuk; ister yaz olsun ister kış; ister yağmur olsun isterse çamur; var ise atabileceğin bir tohum elinde, at onu, bekleme!

    Sen... Bir tohum at! Tohum atmanın zamanı yoktur; zemheride atılan tohumlardan da tutan olur, çöl sıcaklarında atılandan da...
    Sen, bir tohum “daha” atmanın yolunu bul; beklemeden, düşünmeden, üşenmeden...

    Bir tohum “daha” at! Çünkü daha çok sevinecek bir tohum “daha” atmayı becerenler...
    Bir tohum “daha” atmaya çalışanlara tebessüm eden filizlerin sayısı daha çok olacak yarınlarda!
    Ve her tohum atan; “bir tohum daha atabilirdim” diye pişman olacak, günü geldiğinde!

    Bir tohum at, bir tohum daha at;
    ..ama her tohumu bir insanın kalbine at! Çünkü her insanın gönlü; sendeki o tohumu bekliyor!

    Sen, elindeki tohumu at ve ardına bakma; sonra bir tohum daha at, sonra bir tohum daha at, sonra bir tohum daha ve bir tohum daha ve bir tohum daha ve bir tohum daha ve bir tohum daha... Tohumlar bitene kadar değil... İnsanlar bitene kadar değil... Ömrün bitene kadar, bir tohum daha at!

    Muammer Erkul

    hayırlı cumalar selamlar sevgiler dua ile sıddık aneycan
    Aug. 27
    CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN SİMUZER TEYZEM ..
    SAYGILARIMLA ELLERİNİZDEN ÖPERİM ..RABBİME EMANET OLUN.
    .............................................................................................................................
    En masumane tavırlarına gaddarca yaklaşanlar olacak belki.
    İçindeki çocuk hafife alınacak...
    Anlatmak istediklerin değil anlaşılmamış yanların konuşulacak.
    Kaybetmeden. Yine de hüsnü zan edeceksin.
    Allah için söylediğini yine Allah için olduğu yerde bırakacaksın.
    Yaratanı alıp yüreğine, sırtını dayayıp tevhidin çınarına akıbeti ukba da düşüneceksin.
    Ve kalbin şöyle bir hafifleyecek, damarlarına giden iyimserlik yolunu tıkamadığından...
    Üzülüp acı çektiğinde çileni hafife alanlar olacak belki... Öyle bir yanacak ki İçin Kimseye Anlatamayacaksın. Günlerce Ağlayacaksın...Sonra en yakınındaki,
    en yüreğindeki vuracak hislerini. Canım dediğin dönecek sırtını.
    Bir "Ah!" çekeceksin ve arkanı döndüğünde kimse kalmamış olacak.
    "Sabır" diyeceksin yine sabır.Eyüplerin torunluğuna yakışır sabır...
    "Bugün Allah için ne yaptın" sorusu geldiği an kulağına, vereceği cevabı bulamayanların tedirginliği değil en zor imtihanını başarıyla vermiş öğrencilerin rahatlığı olacak ruhunda. Başını yastığa koymadan "Elhamdülillah" diyecek, rüyanda cennetten kesitler göreceksin belki.Ve sabaha erdiğinde, avucunda tuttuğun tespih tanesi yine
    "Ya Sabır" la başlayacak...Uzat ellerini ve bekle.Sabırla bekle gönül...
    En geç surun sesi duyulduğunda, tutacak ellerinden resuller resulü...
    Pes etme sabret gönül...Asıl sahibini düşün sabret...
    Başını sonunu kestiremediğin olaylarda bile sabret...Pes etme,, sabret gönül...
    İYİ GECELER ALLAH,A EMANET OLUN..
    NAZLICAN FIRAT
    Aug. 27
    Söyle neden susuyorsun,
    Bu suskunluk çaresizlikten mi?
    Yoksa uyulması gereken bir edep den mi?
    Ya da kelamsızlığın hüküm sürdüğü bir bahada mısın?
    Belki de heybende durumunun izahına uygun söz kalmamıştır.
    Ve yahut faniliğin yorgunluğu sinmiş iyiden iyiye lal diline.
    Şimdi susma haykır, avazın çıktığı kadar
    Sevgilerini, kırgınlıklarını, umutlarını, hayallerini…
    Bir sonraki vakte ertelediğin tövbelerini,
    Helallik alman gerekenlere seslensene,
    Hadi Sevdiklerine gel desene,
    Ya da seni bekleyenlere gelmiyorum.
    Çığlıklara bürüsene pişmanlıklarını,
    Gidişinle bom boş kalacak avlulara,
    İçten içe ettiğin ahları yankılandırsana…
    Söyle neden bakmıyorsun,
    Kör kuyuların derinliklerine mi saldı gördüklerin?
    Pişman mısın, yoksa maddedeki manayı görememekten?
    Oysa baktıkların göreceklerinin bir yansıması değil miydi?
    Ya da ferini mi kaybetti gözbebeklerin,
    Göz kapaklarına ağır mı geliyor artık fanilik.
    Yoksa derin uykuya mı teslim ediyorsun benliğini.
    Şimdi baksana hayran hayran baktıklarına
    Sana kalır sandığın dünyanın semasında gezdirsene gözlerini
    Dünyalıklara döktüğün onca gözyaşını bir kez de kendine akıtsana
    Meftun olduğun tan ağarışında, seher kızıllığında kaybolsana
    Adımlarınla aşamadığın mesafeleri gözlerinle aşsana
    Sevdiğinin gözlerine dalıp unutulmamayı haykırsana
    Suskun diline inat, lugat bilmeyen gözlerini konuştursana…
    Söyle neden duymuyorsun
    Bu güne dek duyduklarından mı korkuyorsun?
    Ya da duymak istemediklerin mi kaldı geride?
    Yoksa sessizliğin koylarında mı arıyorsun kaybettiklerini?
    Sessizlikte kendini mi buluyorsun?
    Şimdi aç kulaklarını dinle son söylenenleri,
    Arkandan yakılan ağıtları, gidişinin yüreklerdeki yankılarını
    Yüreğine dokunduklarının yürek yakan hitaplarını
    Kendine itiraf edemediğin pişmanlıklarını
    Seni uğurlayanların ayak seslerini
    Semada yankılanan sala namelerini
    Kubbeden senin için son kez hüzün türküsü söyleyen kuşları,
    Hiç değilse, başucunda esen veda rüzgarının uğultusunu duysana…
    Söyle neden dokunmuyorsun,
    Yoksa kollarında dünyalığın mecalsizliğimi hüküm sürmekte?
    Ya da ellerinden bir şeyler mi dökülüp gitmekte?
    Dokunduklarının sızısını mı hissediyorsun derinliklerinde?
    Şimdi sarılsana sarılmaktan doymadıklarına,
    Dokunsana gözyaşlarını yüreğine akıtanlara,
    Veda güllerini sevdiklerinin saçlarına dolasana,
    Benim dediklerini yanında getirsene
    Yüzüne savrulan toprakları ellerinle silsene
    Boşlukları dolduracak duvarlar örsene
    Hadi ne duruyorsun seni sürükleyen ölümün ellerinden
    Gücün yetiyorsa bir çırpıda ellerini çeksene…
    Söyle neden koşmuyorsun,
    Dizlerindeki takatsizlik ömür maratonundan mıdır?
    Varılacak son noktaya mı vardın?
    Yoksa hayatın hengamesin den yorulup düştün mü?
    İyiden iyiye yorgunluğa teslim mi oldun?
    Şimdi koşsana sevdiklerine,
    Ahiretini ertelediğin işlerine harcasana tüm takatini,
    Kalkıp gitsene seni bırakıp gidenlerin arkasından,
    Kaç sana köşe bucak kaçtıklarından,
    Bilinmez diyarlara yürüsene arkana bakmadan,
    Yorulmak bilmeyen ayaklarınla iyi amellere koşup,
    Yakanı bırakmayacak kötülüklerden kaçabildiğince kaçsana…
    Söyle neden hissetmiyorsun,
    Son nefesin koynuna mı saldın tüm hissettiklerini?
    Duran kalbine mi gömdün, seninle gömülecekleri?
    Sessizliğinden hissediliyor, son sözün sende olmadığı,
    Gözlerinden görülüyor, bilinmeyen ummanın sonsuz koyları,
    Duymak istemeklerinde duyuluyor, amansız günün sancıları,
    Avuçlarına bırakılıyor, sonsuzluğa akıp giden veda duaları,
    Yorgunluğundan anlaşılıyor, bu yolların uzun ve çetin oldukları,
    Duruşundan okunuyor, herkesin bir gün yaşayacakları…
    Ve çok çabuk unutuluyor, her canlının muhakkak ölümü yudumlayacağı…

    ALLAH,A EMANET OLUN.HAYIRLI AKŞAMLAR SİMUZER TEYZEM...
    Aug. 25
    ALLAH RAZI OLSUN ANNEM COK GÜZELDİ TEŞEKKÜRLER İZNİNLE ALIYORUM YAZIYI:)
    Aug. 22
    ahmed akwrote:
    Oruç nefsi dizginler



    Abdullah ibni Ömer Radiyallâhu Anhüma rivayet ediyor:

    Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem ile birlikte çıkmıştık. Biz gençtik ve evlenme imkânımız yoktu. Resûl-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:



    “Ey gençler! Evlenmeye imkânı olan evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan korur, iffeti muhafaza eder. Evlenmeye imkân bulamayan da oruç tutsun. Çünkü oruç cinsel arzuları kırar, azaltır.” (Neseî, Sıyam: 43)


    Orucun insana sağladığı önemli bir faydası nefsin istek ve arzularına set çekmeyi öğretmesidir. Bilhassa gençlik çağında, dinçlik zamanında insan, çelikten bir vücudu olduğunu sanıp, dünyada ebedî kalacakmış gibi ona sarılır. Türlü türlü zevki ve lezzeti tatmaya çalışır. Kendisini şefkatle besleyen, terbiye eden Yaratıcısını unutabilir. Ömrünün sonunu, ebedî hayatını düşünmez hale gelebilir.

    Böylece ahlâkî olmayan davranışların içine girip duygularına hâkim olamaz. Akıl ve mantığını dinlemez; iffetini, şerefini koruyamaz hale gelir.

    Oruç, insana güçsüzlüğünü, zayıflığını iyice anlatır, ders verir. Böylece nefis, firavunluğunu bırakır, yaratılış istikametinde hareket etmeye çalışır. Ahlâkını, iffetini korur, kendine hâkim olur.

    “Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telakki eder. Hatta mevhum bir rububiyet ve keyfemayeşa (istediği gibi) hareketi, fıtrî olarak arzu eder. Hadsiz nimetlerle terbiye olduğunu düşünmek istemiyor. Hususan dünyada servet ve ik-tidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmiş ise, bütün bütün gasıbane, hırsızcasına nimet-i İlâhiyeyi hayvan gibi yutar.”

    İşte nefsin huyundan olan, istediği gibi hareket etme arzusunun karşısına ancak oruçla çıkılabilir. Çünkü, oruç, onun bu hareketini sınırlandırdığı gibi, başıboş olmadığını da her an hatırlatır.

    Kur’ân-ı Kerimde, “Oruç farz kılındı ki, takvaya eresiniz” şeklinde beyan buyurularak, insanın oruç sayesinde nefsine daha iyi hakim olabileceği ve nefsini daha iyi terbiye edebi-leceği ifade edilir.

    Elmalı’nın ifade ettiği gibi, “Oruç şehveti kırar, nefsi mağlup eder, azgınlıktan ve kötülükten korur, dünyanın aşağılık lezzetlerini, makam ve üstün çıkma kavgalarını hakir gördürür, kalbin Allah’a teveccühünü arttırır. Ona melekî bir zevk ü safa bahşeder.”

    İnsan oruç vasıtasıyla bir çeşit manevî perhiz yapar, Allah’ın emirlerini dinlemeye alışır. Manevî hayatı da zehirlenmekten kurtulur. Çünkü diğer duygular rahat nefes alırlar, vazifelerine güzel çalışırlar. Mide geçici bir açlık yüzünden ağlarken, diğer ulvî duygular adeta bayram ederler.

    İnsanın yaratılışında bulunan iyi duygular, bu şekilde kötü duygulara galip gelir. Nefis de kendisinin asıl mal sahibi olmadığını, aciz bir kul olduğunu idrak eder. Zira oruçlu olan kişi görür ki, Cenab-ı Hakkın izni olmadan en küçük, en basit yiyeceğe elini uzatmaz. Böylece kulluk vazifesini hatırlar, hakiki vazifesi olan şükre gider.

    Evet, “Ramazan-ı Şerifteki oruç, en gafillere ve mütemerritlere (inatçılara) zaafını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor (hissettiriyor). Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor. Midesindeki ihtiyacını anlar. Zayıf vücudu ne derece ve şefkate muhtaç olduğunu derk eder.”

    Bu açıdan yüzlerce günahın insanın üzerine geldiği böyle bir zamanda oruç, gençler için en güzel bir çare ve muhkem bir sığınaktır. Arzularına hâkim olmak için en kolay bir yoldur. Bu oruç Ramazan orucu olunca değeri ve önemi daha da artar.

    Mehmet Paksu
    selam ve dua ile hayırlı Ramazanlar ve cumalar sıddık aneycan
    Aug. 21

    Trackbacks (2)

    The trackback URL for this entry is:
    http://simuzer1001.spaces.live.com/blog/cns!203A15DBB2D4CE36!10562.trak
    Weblogs that reference this entry